ADANA HABER GAZETESİ'NDE YAYINLANAN HİNDİSTAN HOLLY FESTİVALİ RÖPORTAJIM

     

 

 

Gazeteci ve Fotoğraf Sanatçısı Tahir ÖZGÜR dünyanın  en renkli ülkesine gitti ve

 dünyanın en renkli festivalini sizler için izledi

Hindistan'da bir çok anlam yüklenerek kutlanan Holi Festivali'ni iki gün boyunca iki ayrı eyalette izleyen ve fotoğraflayan Tahir ÖZGÜR,                   " Hindistan başka bir dünya. Renkli, sıcak, esrarengiz, heyacanlı. Ama bir o kadar da dingin, huzurveren, gönülçelen. Hindistan'da insan ne yapacağını şaşırıyor. Tam 2 yıldır bu günü bekliyordum. National Geographic'in dünyaca ünlü fotoğrafçısı Steve McCurry'i Mersin'de konuk etmiştim.  Hani şu Afgan kızının fotoğrafını çeken ünlü fotoğrafçı.  Steve McCurry, "Hindistan fotoğraf çekmek için yaratılmış bir ülkedir" diyokr ya. Sormuştum, "Hindistan'a gitmeyi düşünüyorum. Ne diyorsunuz" diye. Bana, "Ne zaman istersen git Hindistan'a. Ama benim gibi belki de yüz kez Hindistan'a gitmiş birine soruyorsan Holi'de git. O zaman başka bir dünyada yaşadığını hissedeceksin" demişti.

Ve ben bu büyük ustayı dinledim. Holi'nin kutlanacağı zamana denk getirdim. İyi de Steve McCurry'i dinlemişim. Şimdi düşünüyorumda Hindistan'da  çektiğim fotoğraflara bakıyorum da, Holi'de çektiğim fotoğrafların haricinde bütün çektiğim fotoğrafları silebilirim.  Holi'de yaşadıklarım, duyduğum heyecanı düşününce Hindistan'a Holi dışında yaşadığım günleri unutabilirim.

…Ve şunu söylemeliyim size, hani derler ya, "Her  fani bir gün ölümü tadacak" Ben o sözü değiştiriyorum, "Her fani  Holi'yi görmeli ve yaşamalı. Hayat o zaman renk kazanıyor"

Sizlere üç gün boyunca Holi'yi anlatmaya ve çektiğim fotoğraflar ile  yaşatmaya  çalışacağım…

Röportaj yayını bittikten sonra Holi'ye gitmek isterseniz sorumlusu benim.

 Bugün isterseniz Holi ile ilgili bilgi edinelim.

HOLİ NEDİR:

Havaların ısınması, çiçeklerin açması, bitki örtüsünün yeniden canlanması baharın gelişinin müjdecisi. 

Bahar gelir de kutlanmaz mı? Hintliler bu soruya “tabii ki kutlanır” cevabını vermiş olacaklar ki baharın gelişini Holi Festivali; diğer adıyla Renklerin Festivali’yle kutluyorlar.

Festival adına yaraşır bir şekilde gerçekleşiyor; Hint halkı rengârenk toprak boyaları, önce yüzlerine sürüyor daha sonra ise birbirlerinin vücutlarına atıyorlar. İnsanların üzerine dökülen, etrafa saçılan boyalar, baharın gelişiyle başlayan çok renkliliği ve yeniden doğuşu simgeliyor.

Festivalin tarihi, efsanelere ve mitolojilere dayanıyor. Hint mitolojisine göre kötülüklerin kralı Hiranyakaşipu, Hindu tanrısı Brahma tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilir. Zamanla küstah ve kibirli biri olmaya başlayan Hiranyakaşipu, herkesin sadece ona itaat etmesini ister. Bunun üzerine oğlu Prablah, babasına karşı çıkar ve ona itaat etmeyi reddeder. Hiranyakaşipu birçok defa oğlu Prablah’ı öldürmeye çalışır ama her seferinde diğer tanrı Vishnu, Prablah’ı kurtarır. En sonunda Hiranyakaşipu, onu kız kardeşinin kucağında uyurken yakmayı planlar. Ancak kız kardeşi Holika’nın üzerindeki şal ateşte yanmamaktadır. Holika, kendi hayatını tehlikeye atıp kardeşi Prablah’ı kurtarmak için şalını üzerinden çıkarıp ona verir. Prablah kurtulur fakat Holika orada ölür. Hindu tanrısı Vishnu bunun üzerine Hiranyakaşipu’yu öldürerek yerine oğlunu getirir.

İyinin kötüye karşı zaferini simgeleyen Holika’dan esinlenilerek Holi adı verilen bu festival, her yıl baharın gelişinde dolunay zamanı kutlanır. Özellikle Holika’nın kül hâline geldiği sahne, efsaneyi yaşatmak adına her yıl gerçekleştirilir. Festivalin başlamasından önce insanlar yakılacak ateş için odun ve tahta toplamaya başlarlar. Bir kukla, şeytana edilen küfürlerle büyük ateşte yakılır ve ardından hep bir ağzıdan “Holi-hai!” bağırışları yükselir. Holi’nin son gününde insanlar, yakılan ateşten biraz alıp evlerine götürürler. Böylece evlerinin ve bedenlerinin kötülüklerinden korunduğuna inanırlar. 

Festivalin ikinci yani son günü, renklerin günüdür. Günler önceden marketler ve sokaklar, farklı renk boyalarla dolmaya başlar. Bu günlerde kırmızı, sarı, mor, yeşil, mavi gibi birçok rengi sokaklarda görmeniz mümkündür. Bu, hem insanlara enerji verir hem de onları günler öncesinden festivale hazırlar. Festival dönemi, toprak boyaları marketlerde bulmanız mümkündür ancak bazıları renkleri kendi kendilerine tesu ve palash adı verilen bitkilerden yaparlar. Bu konuda tercihinizin ne olduğu çok da önemli değildir çünkü bu festivalde herkesin amacı eğlenmek ve baharın gelişini kutlamaktır. Şarkılar söylenir, danslar edilir, insanlar birbirilerine boya fırlatırlar ve bahar tüm renklerini sokaklara, insanlara taşımış olur. Festivalin bu geleneği ise yine tanrılar arasında geçen bir mitolojiye dayanır.

Mitolojiye göre, Hint tanrısı Lord Krishna arkadaşı Radha’yı kıskanır çünkü kendisi karanlık bir tene sahipken Radha’nın teni rengârenktir. Küçük Krishna, doğanın bu adaletsizliği karşısında annesi Yashoda’ya dert yanar. Annesi oğlu Krishna’nın gönlünü almak için yüzünü Radha’nınki gibi kendi seçtiği renklerde boyamayı teklif eder. Krishna bu teklifi seve seve kabul eder ve yüzünü boyar. Daha sonra bu oyun popülerlik kazanır ve zamanla bir festivale dönüşür

 RENKLER VE ANLAMLARI:

Kırmızı: Masumiyet

Yeşil: Canlılık, enerji

Mavİ: Sakinlik ve ağrıbaşlılık

Sarı: Dindarlık

 İki gün süren bu kısa festivalde, eğlence üst seviyelerdedir. İlk gün yakılan ateşle kötü ruhlardan arınan ve iyiliği kutlayan halk, ikinci gün baharı tüm renkleriyle karşılar.

Hayatınıza renk katmak için Hindistan’daki bu çoşkulu festivale bir mart ayında mutlaka gidin ve sadece eğlencenin tadını çıkarın. Yanınıza eski bir tişörtünüzü ve sulu boyalarınızı da almayı unutmayın.

 

 

HOLİ… HOLİ… HOLİ…

…Ve Holi başlıyor

 Hindistan'ın dünyaca ünlü Holi Festivali'ni ilk gün  Rajasthan Eyaleti'nde izledim. Jaipur Belediye Başkanı'nın kocaman bir  davulu çalması ile başlayan resmi törenlergerçekten keyifli geçti. Her ne kadar  Matura'da ki halkın kendi başına organize ettiği kutlamalar kadar coşkulu ve doğal olmasada insanlar burada da inanılmaz eğleniyorlar. Özellikle turistler için orgnize edilen bu kutlama da da insanlar birbirlerini boyayarak kutsuyor.

 

İki yıldır bu günü bekliyordum. Hindistan'a sürekli olarak gidip gelen arkadaşlarım, bu ülkenin kutsal kenti Varanasi'yi, Rajasthan'ı ve tatil bölgeleri Güney Hindistan'da ki eyaletleri anlata anlata bitiremiyorlardı. Ama ben iki yıldır Holi'ye gideceğim günü bekliyordum.

Bu nedenle bütün ayarlamaları buna göre yaptım. Ben Hindistan'a gitmeye niyetlendikten sonra yüzlerce fotoğrafçı arkadaşım Hindistan'a gitti.Ancak hiç birisi Holi'yi çekmek için özel olarak oraya gitmedi. İşte o gün gelmişti. Yıllardır Hindistan'a gidip gelen ve küçük küçük gruplara bu ülkeyi gezdiren  ve adeta bir Hintli gibi olan Sevgili Zafer BOZKAYA programı yapıp elimize vermişti. Fotoğraf ekürüm ve  kardeşim Mevlüt ÖZALP ile birlikte artık  hazırdık.

Hindistan uçağına bindiğimiz zaman bir kez daha Holi için Hindistan'a gimenin ne kadar doğru bir karar olduğunu anladım. Uçakta yanımıza oturan ve tekstil ihracatı ile uğraşan Hintli bir işadamı, "Çok doğru bir zamanda gidiyorsunuz. Holi'yi mutlaka izleyin. Ama halkın arasında izleyin. Matura'ya gidin orada muhteşem kutlanır" deyince seyahat planımızı çıkarıp birkez daha baktığımızda gördük ki biz zaten Holi'yi Matura'da izleyecektik. Jaipur'da  Holi'nin resmi açılış törenlerine katılacak ve  hemen trene binerek  Matura'ya geçecektik. Bir kez daha teşekkürler Zafer ve Mine. (Bizi doğru yönlendirdiğiniz için)

Hindistan'da, Delhi'yi, Agra'yı, Taç Mahal'ı, Maymunlar Tapınağı'nı, bir başka efsane festival olan Shik Festivali'ne izledik.Ama ben hepsini bir kenara bırakıyorum. Onları umarım başka bir zaman anlatır yazarım.

Gelelim Holi'ye…

RESMİ HOLİ TÖRENLERİ

İtiraf etmeliyim ki bu da çok çok keyifliydi.

Ama çok resmi yapılıyordu. Hani biz de  29 Ekim ya da 23 Nisan kutlamaları olur ya, stadyuma dolarsınız ve resmi geçit töreni filan yapılır aynen öyle oldu.

Biz, Rajasthan Eyaleti'nde bir  stadyuma gittik.  Kocaman bir stadyum da resmi törenler başladı. Birbirinden renkli kıyafetleri ile dans grupları geçit törenine başladılar. Rio Karnavalı'nın biraz daha ağırbaşlısı diyebilirim.

Dedim ya, hakkını yemeyeyim bu da keyifliydi, yüzlerce dans grubu, okullar, dans ederek  gösterilerini yaptılar. Sonra ise yüksekce bir platform üzerinde keyifli anlar geçirmemiz için danslar edildi, yöresel yarışmalar yapıldı.

Daha çok ülkeye gelen turistlerin tercih ettikleri bu Holi kutlamalarında bir süre sonra boyalar ortaya çıktı ve ortalık renkareng oldu. Boyalar havalarda uçuşuyordu. Hintliler ve turistler birbirlerini boyamaya başlamışlardı. Ben de stadyumun çimlerine indim. Ortalık ana baba günü gibi olmuştu.Herkes artık stadyumun çimleri üzerinde birbirini boyuyordu. Sanatçıların çaldığı müzik eşliğinde artık  boyadan göz gözü görmüyordu. Herkes ama herkes, buna Jaipur Belediye Başkanı'da dahil, "Hapy Holi" çığlıkları atarak birbirini boyuyordu.

Stadyumu dolduranlar birbirlerine sarılıyor ve birbirlerini kutsadıklarına inanıyorlar.

Hava karardıktan sonra da etkinlik sürdü, sanatçılar sahne almaya devam etti. Hindistan'ın meşhur "Banga Banga" ve "Holi Holi" diye bir nakaratı bulunan şarkıları çaldığında ise adeta kıyamet kopuyordu.

Gözlerinize inanamıyorsunuz, bir stadyum dolusu bir koro var karşınızda, hepsinin yüzleri boyalı, saçları boyalı, elbiseleri boyalı, gözleri bile boyalı ve dans ediyorlar.

Coşkuya sizde kendinizi kaptırıyorsunuz. İtiraf etmeliyim ki bir ara fotoğraf makinam boynumda ben de, "Happy Holi" diye dans etmedim değil.

…Ve ay dolanay olduğunda olan oluyor… 

Stadyumda yüzleri boyalı olmayan, elbiseleri  renk değiştirmemiş olmayan hiç kimse kalmıyor.

Gecenin ilerleyen saatinde ise halk stadyumdan sokaklara dağılıyor. Sokaklar da  her adım başı odun yığınları var. Gece bu odunlar yakılacak ve Holi kutlamaları hız kazanacak.

Biz de bir süre dinledikten sonra gece kendimizi sokağa atıyoruz. Saat tam 24,00'de odunların tutuşturulmasını bekliyoruz.

Hemen hemen her sokak başına  dizilen odunlar gece tam saat 24,00'de ateşleniyor. İnsanlar evlerinden çıkıp ateşin başında dualar ediyorlar. "Holi…Holi…Holi…" diye bağırarak, İyiliğin kötülüğe karşı zafer kazandığını vurgulayıp dualar ediyorlar. Daha sonra ise bu ateşin küllerini yüzlerine sürüyor ve bir parça alarak, kötülüklerden korunmak için evlerine götürüyorlar. Burda amaç bir yıl boyunca, yani bir daha ki Holi'ye kadar ruhlarının kötülüklerden korunmasını sağlamak.

 …VE HOLİ BÖYLE KUTLANIR

 Rajasthan Eyaleti'nde  resmi Holi kutlamalarına katıldıktan sonra gece tren ile Matura'ya, yani Holi'yi halkın arasında kutlayacağımız yere doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 8 saatlik bir tren yolculuğumuz olacak. Günün yorguluğunu trende uyuyarak atıyoruz. Sabah ise önce Agra'ya yani Tac Mahal'ın olduğu yere, sonra ise Mathura'ya, Matura'dan da Vrindaban'a geçtik. Zaten Mathura'da, Holi'ye geldiğinizi emanet deposunda hissediyorsunuz.

 Rajasthan Eyaleti'nde resmi Holi açılışlarına katıldıktan sonra  gece bir kez daha sokaklara çıkıyoruz. Ellerimizde makinalarımız  kaldığımız kent olan Jaipur sokaklarında dolaşıp duruyoruz, çünkü her an herşey fotoğraf. Her sokak başında bir tezgah, yiyecek satılıyor. Bizim Adana'da kebapçılar var; orada ise pilav, kızarmış patates, tatlı, yoğurt, tek tek meyve satanlarla dolu. İnsanlar bu tezgahların önünde kuyruk oluyorlar ve  sabahlara kadar  bir şeyler yiyorlar.

Holi'nin kutlanacağı yere gidecek olan trenimiz  gece saat 02,00'da hareket edeceği için zamanımızı sokaklarda geçiriyoruz. Bo bol fotoğraf çektikten sonra saat 02,00'a doğru Jaipur'un tren garına gidiyoruz. Hindistan'da tren garları adeta bir otel. Evi, kalacak yeri olmayanlar tren garlarında yerlerde uyuyorlar. Garlar binlerce insanın  evi olmuş durumda. Burada da trenin gelmesini beklerken fotoğraflarımızı çekiyoruz.

Agra'ya gidecek olan trenimiz geliyor ve yataklı  vagona yerleşiyoruz. Yataklı vagon derken bunu daha sonra geniş geniş alatırım. Ama yataklı vagon denilenin aslında dizdize bile oturamayacak kadar dar bir  yer olduğunu  unutmayın.Önce Agra'ya gideceğiz, yani Tac Mahal'ın olduğu kente, sonra ise oradan bir araç ile Mathura'ya geçeceğiz ve oradan da Vrindavan'a giderek Holi kutlamalarına katılacağız.Trene biner binmez uyumak istiyoruz. Çünkü sabah saat 08,00 gibi Agra'da olacağız, bir gece öncesini de trende geçirdik ve sabahtan beri ise inanılmaz bir koşuşturma ile gezmediğimiz yer kalmadı.

Tren yolculuğumuz sırasında da vagonlarda sıcakkanlı Hintlilerin fotoğraflarını çekiyoruz ve sonra  uykuya yenik düşüyoruz. 

Sabah gözlerimizi açtığımızda Agra'dayız. Hemen buradan kent merkezine giderek bir taksi ile anlaşıyoruz. Zafer, Mine ve Mevlüt Matura'ya doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1,5 saatlik yolumuz var çünkü. 

Artık Holi'nin son günü. Bugün bütün ülkede resmi bayram. Bunu zaten hemen farkediyorsunuz. Agra sokaklarında bile insanlar rengarenk olmuşlar. Bizimle karşılaşan herkes, "Happy Holi" diyor ve alnımıza boya sürmeye kalkıyor. Şimdilik direniyor ve boyanma işini Vrindaban'a saklıyoruz.Taksi yolculuğumuz 1,5 saat sürüyor. Mathura'ya vardıktan sonra tren istasyonuna gidiyoruz. Tren istasyonunda iki şey yapacağız birincisi; üzerimizi değişeceğiz. Tamamen Hint yerel kıyafeleri aldık. Çünkü Holiden sonra bu kıyafetlerin giyilecek halinin kalmayacağını ve atılması gerektiğini biliyoruz. İkinci ise; Vrindaban dönüşü yine bu istasyondan trene bineceğimiz ve başka bir eyalete, Shik Festivalini izlemeye, Pencap'a gideceğimiz için eşyalarımızı emanete bırakıyoruz.

 Tren istasyonunun  tuvaletlerinde kıyafetlerimizi değişiyoruz. Kendimi, Hint yerel kıyafetleri içerisinde çok  komik buluyorum; fotoğraf çekiliyorum. Kıyafetler gerçekten de rahat ve güzeller.Sonra emanet deposunun yolunu tutuyoruz.

Mathura'da halkın nasıl da Holi havasına girdiğini bir kez daha görüyoruz. Emanet deposunun görevlisi hemen yanıbaşına koyduğu bir çuval kırmızı boya ile karşılıyor bizi. Yüzünü görseniz diyeceğim ama zaten yüzü görünmüyor. Sabah sabah adamı  inanılmaz bir şekilde boyamışlar. Ne elbisesi kalmış, ne yüzü her tarafı boya olmuş. Karşımda binbir renge boyanmış bir adam var.

 Biz çantalarımızı emanete verirken birden içeriye  oldukça yaşlı bir adam giriyor. Elinde kocaman bir su tabancası, içerisi  sulandırılmış boya dolu."Happy Holi, Happy Holi" diyerek  çantalarımız ile ilgili işlem yapan ve evrak dolduran depo görevlisine sıkmaya başlıyor. Biz donup kalıyoruz, adam da yanıbaşındaki çuvaldan avuç avuç boya alıp atmaya başlıyor. Biz ortada kalıyoruz, benim çantamda tam adamın önünde ve tam da benim çantamı emanete alıyor. Çantam boyadan tanınmaz hale geliyor, su tabancası ile  sıkılan boyalı su da üzerime geliyor ve yeni giydiğim kıyafetler tamamen boyanıyor. Boyalı su sıkan adam sonra gidiyor ve emanet deposunun görevlisi ise hiçbir şey olmamış gibi işleme devam ediyor. Ama benim gözüm halen çantamda, adam ise hiç ama hiç oralı değil. Yüzüme bakıyor, çuvala parmağını daldırıyor, kırmızı  boya olan parmağını  yüzüme doğru uzatıyor ve, "Happy Holi"diyerek parmağını alnıma bastırıyor. O an anlıyorum ki kurtuluş yok, "Happy Holi" diyorum.Eşyaları emanete verdikten sonra bir taksiye biniyor ve Vrindaban'ın yolunu tutuyoruz. Yarım saatlik bir yolumuz var. Taksi ile Vrindaban'a giderken, "Evet Holi burada kutlanırmış" diye düşündüğümüz  şeylere şahit oluyoruz.

 Hindistan'ın  meşhur ulaşım aracı rişkalar, bisikletli taşıma araçları, taksileri, kamyonları hatta ve hatta inekleri, köpekleri, çamuzları baştan aşağı boyanmışlar. Herkes ellerinde çuval çuval boya ile dolaşıyor. Hele Vrindaban'a giderken bir hemzemin geçitte trenin geçmesini beklerken  renkli bir kıyamet koptu diyebilirim. Trenin geçmesi için trafik durunca bütün insanlar ellerinde boyalar ile  aşağıya indiler ve birbilerini boyamaya başladılar. Zafer hemen bizi uyardı, "Aman camınızı kapatın içeri boya atarlar". Camlarımızı kapattık. İyi ki de kapattık çünkü  çok kısa bir süre sonra bizim takside tanınmaz hale geldi. Camlardaki boyalardan dışarıyı göremez hale geldik. Hintli taksi şoförümüz ise hiç bir şey olmamış gibi  hemzemin geçitin açılmasını bekliyordu. İnanın tren geçene kadar sanırsınız ki bütün dünya  boyandı. Camlardan görebildiğimiz kadar dışarı baktığımızda, kucağında bir çocuk ile bir kadının elindeki boyayı havaya atıp, "Happy Holi" diye bağırdığını gördüm.  Ama dedim ya, sanki kadın ve çocuğu bir boya kazanına batıp çıkmışlardı.Ve Vrindaban'a ulaşıyoruz.

Vrindaban'a geldiğimiz de saat 10,00'u geçiyordu. Zafer, "Hadi herkes başının çaresine baksın, burada iniyoruz. Ara sokaklara dalın gitsin, kaybolursanız burada buluşuruz" demez mi? Ben de, "Yahu Zafer sanki Mersin'den Adana'ya gelmişiz, kaybolursak burada buluşuruz diyorsun da burası neresi, nasıl kaybolacağız" diye soruyorum, gülşüyoruz.Bütün gücümüzü toplayıp taksiden iniyoruz. Tabi biz bayramlık giyinmiş çocuklar gibi, yeni, tertemiz kıyafetlerimiz ile taksiden iniyoruz, ellerimizde naylonlara sarılmış fotoğraf makinalarımız, gözümüzde gözlüklerimiz. Bir havayla, bir eda ile. Sen misin inen? Daha taksiden inip iki adım atmıyoruz ki renkli dünyanın içerisinde ilk kaybolan Mine Candar oluyor. 10 kişilik bir genç grup Mine'nin etrafını sarıyor, çünkü Mine'nin o bembeyaz elbisesi onları kışkırtmaya yetiyor da artıyor bile. Ellerindeki sulu boyaları ve çuval çuval boyaları  Mine'nin kafasından aşağı boşaltıyorlar. Bir yandan, "Happy Holi" diye çığlıklar atıyor, sokağa yayılan "Holi Holi" şarkısı eşliğinde dans ediyor bir yandan da Mine'yi boyuyorlar.İnanılmaz keyifli. Ben ha bire fotoğraf çekiyorum. Elim deklanşörde fotoğraf çekmenin mutluluğu içerisindeyim. Mine'nin kalabalık arasında kaybolduğunu vizörümden görüyorum. Zaten renkten başkada birşey görünmüyor.

İşte tam da o sırada vizörüm birden maviye boyanıyor... 

 

 

VE BEN DE  RENKLERİN DÜNYASINDAYIM

Vrindaban'da halkın arasında Holi kutlamaya başlayınca bir süre sonra fotoğraf çekmeyi bile unutuyorsunuz. Siz de kendinizi o renkli, büyülü ortama kaptırıyor ve Holi'nin çılgın dünyasına dalıveriyorsunuz. Fotoğraf makinemı makinayı koruma kaygısını bile bir kenara bırakarak; başımdaki bereyi, gözümdeki gözlüğü çıkarıp bende rastgele renkli boyaları savurmaya başladım.

  Vrindaban sokakları gerçekten de Holi kutlamak için inanılmaz bir yer.Vrindabanlıların  bizim Mine'yi baştan aşağı boyamalarını fotoğraflarken, birden benim makinemın vizöründe masmavi bir dünya beliriverdi. Makineyi indirip baktığımda iki gencin elleri havada, "Happy Holiiii" diye çığlık atıklarını ve bana doğru geldiklerini gördüm. Demek ki, Mine'den sonra sıra bana gelmişti.

Bir an ne yapacağımı bilemedim. Çünkü Mine'yi nasıl boyadıklarını  çok iyi görmüş ve fotoğraflamıştım. Gençlere sadece ve sadece makineyi göstererek, "fotoğraf makinem var. Dikkat, dikkat" diyebildim. Gençler bir an bile duraksamadılar ama beni de biraz dinledikleri belliydi. Direk yanıma yaklaşarak  bir avuç  sarı boyayı başıma  koydular. Sonra o boyayı saçlarıma iyice yedirdiler. Diğer genç ise nazik bir şekilde gözümdeki güneş gözlüğünü aldı, sonra alnıma ve yanaklarına mavi renkli boyayı sürdü. Sonra ikisi birden karşıma geçerek ellerini çene altlarında birleştirip  "Happy Holi Sir, Happy Holi" dediler ve arkalarını dönüp gittiler.

Anladım ki Holi'ye gelmişim. Boş bulundum elerimi yüzüme sürdüm, ne kadar boyandığımı merak ediyordum. Bir baktım ki ellerim masmavi oldu. Saçlarımdan ise sarı sarı toz boyalar dökülüyordu. En iyisi hiç karışmamak diye düşündüm. Objetifime  düşen boyaları temizledim ve fotoğraf çekmeye devam ettim.

Bu arada Vrindaban'a girerken, annesinin bayramlıklarını giydirip sokağa saldıkları çocukların, kıyafeti  kadar tertemiz  olan elbiselerimizden eser yoktu. Mevlüt, Mine, Zafer ve ben birbirimize bakıp gülüyorduk.

Vrindaban inanılmaz bir yer. Çok keyifli ve güzel bir  yerleşim birimi. Dar sokakları var. Tıpkı bizim Antakya gibi. İnsaları da sıcakkanlı, hemen sizinle dostluk kuruyorlar. Durum böyle olunca da Holi bir başka kutlanıyor. O dar sokaklardan geçmek isteyenlerin boyanmaktan başka çareleri yok. Hem de iyi boyanmaktan. Sokak aralarında kenarlara gençler ve çocuklar özellikle çuval çuval boya koymuşlar geleni geçeni boyuyolar. Hele bir sokak arasında dört çocuğa rastladım inanılmaz eğleniyorlar. Evlerinin hemen önünde yüksekce bir yer var. Dört çocuk oraya çuval çuval boyaları dizmişler. Sarı, kırmızı, mavi, siyah, yeşil alınıza gelebilen her çeşit boya var. Bununla da yetinmemişler bir de çeşmeye hortumu takmışlar yanlarında duruyor. Çocuklar soktan geçenlerin üzerine önce boyaları atıyorlar, sonra ise hortum ile su sıkıyorlar. Boyanan insanlar bir de ıslanınca her yerlerindenboyalar akıyor.

Vrindaban'ın sokakları adeta  renkli bir su göletine dönmüştü. Çünkü herkes bu oyunun bir parçasıydı. Artık biz de ipin ucunu kaçırmıştık. Kim bize boya atarsa karşılığında hemen biz de onlara boya atıyorduk. Tek dezavantajımız biz yanımızda boya getirmemiştik. Bu arada Holi'ye gidenlere önerilir, çuval çuval boya götürün. Biz  orada kim rastgelirse birinin boyasına elimizi daldırıyor ve avuç avuç boyayı karşımızdakilere atıyorduk.

 Bu arada insan en büyük şoku kafasından aşağıya bir kova renkli  sıvı boyayı yiyince şaşırıyor. Dedim ya Vrindaban sokakları bizim Antakya sokakları kadar dar. O sokaklarda dolaşıp duruyoruz. Birden  Mevlüt ile birlikte üzerimize kovalarla  renkli sıvı boşaltıldığını anlıyoruz ve sırılsıklam oluyoruz. Karşımızdan gelenlerin, sağdan, soldan bizi  boyamalarına alışmıştık ama bu da ne oluyordu. Bir süre öylece kalakaldım. Ne olduğumu anlamaya çalışırken, "Happy Holi" çığlıklarının geldiği yere, yani yukarıya kafamı kaldırdığımda  evlerin  damlarında  bir sürü insanın neşe içerisinde el salladıklarını gördüm. Demek ki evlerin çatılarından da aşağıya kovalarla renkli sıvılar dökmek oyunun bir parçasıydı. Biz bunu da öğrenmiştik, biraz geç olmuştu ve sırılsıklam olmuştuk ama öğrenmiştik.

 Biz de hemen bu evlerin birisinin çatısına çıkıyoruz. Sokağı daha dikkatli görebilmek ve dahi iyi fotoğraf çekebilmek için. Gerçekten de yukarıdan mükemmel kareler yakalıyoruz. Bu arada ev sahipleri bizi görünce başlıyorlar gülmeye. Sonra  yüzümüzü silmemiz için bize  bez parçaları veriyorlar, çay içip içmeyeceğimizi soruyorlar, bir şeyler ikram etmek için adeta çırpınıyorlar, ama biz fotoğraf çekmekten başka bir şey düşünmediğimiz için.Uzun süre bu evin çatısında fotoğrraf çektikten sonra tam vedalaşıp kapıdan çıkarken orada duran çuvallardan iki avucum ile birlikte boya alıp ein içerisine doğru atıyorum ve, " Happy Holiii" diye bağırıyorum. Ev sahipleri büyük bir nezaket  ile beni selamlıyorlar ve "Happy Holi" diye bizi uğurluyorlar.

 Biz tam dışarı çıkıyoruz ki bu sırada tapınaktan ibadetten dönen bir grup geliyor. Boya çuvallarının yanındakilere soruyoruz, "Bunları da boyayacak mısınız" Çünkü çok büyük bir grup ve oldukça kalabalıklar. Hiç terüddüt etmeden, "Tabiii" diyorlar. Hemen  geri dama koşuyorum. Yüksekten çekmek lazım bunu. Dama çıkıyorum  ve tapınaktan, ibadetten gelen grubun boyanmasını büyük bir keyif ile çekiyorum. Yaklaşık 100 kişilik bir grup sokağa girince, damlardan dökülen boya çuvallarından ve sıvı boyalardan fazlasıyla nasiplerini alıyorlar. Ama onlar da hazırlıklı; ellerindeki boyaları havaya savuruyorlar ve Holika'yı anıyorlar.

 …Ve bu  muhteşem etkinlik öğleden sonra geç saatlere kadar sürüyor. Bizler de bu muhteşem etkinliği sonuna kadar yaşıyor ve fotoğraflıyoruz. Düşünüyorum da, hiç bu kadar keyifli bir etkinliğe katılmamış, fotoğraf çekerken bu kadar keyif almamıştım. Kendi kendime düşünüyorum, "İyi ki gelmişim. Gelmişim ama iyi ki Holi'yi burada Vrindaban'da kutlamışım"

 Hindistanlılar ilginç insanlar, hayatlarında hiç ama hiç olumsuzluk yok. Yani olumszuzluğa hayatlarında yer açmıyorlar. Aslında çok fakirler,  sokaklar evsiz insanlar ile dolu, sokaklarda yaşıyorlar.Düzenli bir gelirleri yok, ama öylesine mutlular ki.Sokaklar da dolaşırken sürekli olarak bizimle fotoğraf çektiriyorlar. İşin ilginç yanı fotoğrafı çektiren teşekkür ediyor ve gidiyor. Kimse "Bana bu fotoğraftan gönder" filan demiyor. Yani fotoğrafını isteyen bile yok. Sadece fotoğraf çektiriyorlar ve gidiyorlar.

Vrindaban'ı neredeyse adım adım geziyoruz. Çılgın eğlencenin her anını yaşıyoruz. Öğleden sonra saat ilerleyince Yumanu  Nehri'nin kenarına iniyoruz. Burada insanlar Holi boyalarından arınmak için suya giriyor ve müzikler eşliğinde dans edip eğleniyorlar. Biz de Sevgili Zafer Bozkaya'nın yakın dostu olan ve tapınakta yaşayan Savitri Dasi'nin yanına gidiyoruz. Savitri ile ilgili geniş bilgi vermek istemiyorum. Ama orada yaşayan ve  inançlarını yaşayan bir Türkiyeli. Ama yıllar önce  Hindistan'a gitmiş ve orada tapınak da yaşamaya başlamış. İnanılmaz sıcakkanlı ve misafirperver. Tapınakta, yaşadığı odasını bize açıyor. Biraz olsun boyalardan arınmamızı, makinelerimizi ve çantalarımızı temizlememizi sağlıyor. Savitri'nin banyosunun ne hale geldiğini artık siz tahmin edin. Banyoyu ilk kullanan bendim, ben bile banyodan çıkarken, "Eyvahhh. Ne hale getirdik banyoyu" diye düşündüm. Benden sonra Mevlüt, Mine ve Zafer temizlenmeye çalıştı artık ne anlatmaya çalıştığımı düşünün.

 Savitri o yorgunluk üzerine bize ikramda bulundu. Ben Savitri ile sohbet ederken, Mevlüt, Zafer ve Mine uykuya daldılar. Bir süre orada dinlendikten sonra Savitri ile birlikte Vrindaban'ı yeniden dolaşmaya başladık. Boyama işi hız kesmişti ama durmuş demem mümkün değil.

Bu arada kadınlar Yumanu Nehri'nin kenarında çamaşırları yıkamaya başlamışlar. Savitri bize Vrindaban, Krişna ve Rade ile ilgili geniş geniş bilgi verdi. Uzun uzun onun verdiği bilgiler eşiğinde Vrindaban sokaklarında dolaştık durduk. Vrindaban'dan ayrılma zamanı gelmişti.

 Vrindaban gerçekten de bize inanılmaz anlar yaşatmıştı. İyi ki de geldik Vrindaban'a diyerek güzel anılarla oraya veda ettik.

Vrindaban'dan, Mathura'ya geldik. Mathura'dan tren ile Pencap Eyaletine, en az Holi kadar renkli ve anlamlı  olan Shik Festivali'ni izlemek üzere Amistar kentine gideceğiz.

 Sevgili okuyucular bu yazı dizisi burada bitiyor. Ama Sevgili Rıfat'ın zorlaması ile Hindistan ile ilgili bilgileri ve fotoğrafları zaman zaman paylaşmaya devam edeceğim.

 

 

HİNDİSTAN İLE İLGİLİ BİR KAÇ SÖZ

 Sevgili okuyucular son dönemlerde önüne gelen Hindistan ile ilgili  garip garip şeyler söylemeye başladılar. Özellikle üzücü bir  tecavüz olayından sonra Hindistan sanki güvensiz, turistler için tehlikeli bir yermiş gibi anlatılıyor. Bizim ülkemizde zaten hiç inandırıcılığı kalmamış olan medyamız bunu pompaladıkça pompalıyor. Evet Hindistan'da bir turiste tecavüz edildi. Ama bir şeyi sormak istiyorum. Hindistan'ın nüfusu 1 milyar 250 milyon olarak hesaplanıyor. 1 milyar 250 milyon nüfusu olan ve sabahlara kadar yaşayan, insanların  çoğunun sokaklarda yaşadığı, turistlerin bile  uyku tulumlarında tren istasyonlarında konakladıkları bir ülkede bu güne kadar kaç tecavüz olayı, kaç hırsızlık olayı, kaç adam kaçırma olayını duydunuz?

 Hindistan bana göre dünyanın en güvenli ülkelerinden birisi olma özelliğini koruyor. 1 milyar 250 milyon nüfusa rağmen ve bu kadar turiste rağmen münferit olarak yaşanan bu olay Hindistan'a mal edilemez. Hindistan'ı güvensiz bir ülke ilan eden medyaya  sormak gerekiyor. Acaba bizim 70 milyon nüfuslu ülkemizde kaç turiste tecavüz ediliyor?

Peki kaç turist sırt çantaları ile  ülkemiz de gezebiliyor, kaç turist uyku tulumun da sokaklarımız da sabahlayabiliyor, kaç turist bikinisini, mayosunu giyip ırmaklarımızda, denizlerimizde, göllerimizde sorunsuzca suya girebiliyor,  dağlarımızda ovalarımızda güneşlenebiliyor?

Hiç kimse.

Evet hiç kimse.

Bu nedenle diyorum ki, bu kadar turistin gittiği bir ülkede böylesine yaşanan bazı olaylar o ülkeyi güvensiz ülke konumuna getirmez. Hindistan bizim ülkemizden kat be kat daha güvenli bir bölge.