Türkülere Yasak

 

Yıl 1981.

Yer İsviçre’nin Zug Kenti.
Zug  Tren İstasyonu’nun  cafesinde biralarımızı içiyoruz. Sakarya’dan arkadaşım Zeynel, “Hadi birTürk düğünü varmış oraya gidelim” diyor. Masamız da bizimle oturan ve 12 yıldır İsviçre’de yaşayan Yozgatlı Halim Abi ile birlikte kalkıyor ve düğüne gidiyoruz.
Düğün salonu tıklım tıklım. İnanılmaz bir kalabalık. Oturacak yer bulamıyor duvar dibinde duruyoruz.
Şarkılar türküler birbiri ardına söyleniyor. Halaylar çekiliyor.
Mikrofondan bir Arapça türkü duyuluyor. zılgıtlar, ya leliler birbirine karışıyor. Birbiri ardına Arapça  şarkılar söyleniyor ve oyunlar oynanıyor. Meğer kız tarafı Reyhanlı’lıymış.
Biraz sonra bu kez Kürtçe bir şarkı yükseliyor mikrofondan, yine zılgıtlar halaylar. Oğlan tarafı daBingöl’lü Kürt’müş.
Nasıl eğleniyor insanlar, nasıl  eğleniyor anlatamam. Gecenin ilerleyen saatlerinde bizde halaya duruyoruz. Kürtçe mi, Arapça mı, Türkçe mi hangi şarkı da halay çektiğimizi hatırlamıyorum bile?
Ama, Türkiye’ce, Anadolu’ca eğlendiğimizi çok iyi hatırlıyorum.
Kimse ama kimse gelip de, “Kardeşim burada düğün yapacaksanız İsviçre’ce şarkı söyleyin” demiyor
*          *          *          *
Geçen yıl.
Tarih boyunca yönetenler sayesinde bir türlü barış ve dostluk yıldızımızın barışmadığı, her fırsat da Ege’de it dalaşına girdiğimiz Yunanistan’ın Rodos Adası’ndayız.
Rodos’un Rembetiko çalan bir restaurantın da yemek yiyoruz. Hava karardıktan sonra 15 kişilik masamızda  Türkçe şarkılar mırıldanmaya başlıyoruz. Restaurantın müzisyeni mikrofondan bize katılıyor. Sonra başlıyor Türkçe şarkılar, türküler çalmaya.
Masamıza sığmıyoruz, restaurantın masaları arasında  halay çekmeye başlıyoruz. Bütün  herkes bize alkışlarıyla eşlik ediyor. Sonra İsrail’den Rodos’a kumar oynamak için geldiklerini söyleyen büyük bir grup da bize katılıyor. Bizim ülkemizde İsrail’e ağza alınmayacak küfürler yükselirken biz hep birlikte Türkçe şarkılar eşliğinde halaylar çekiyoruz. Halay o kadar büyüyor ki yola taşıyoruz. Sonra içimizden bazı arkadaşlar sırayla mikrofona geçiyor ve şarkılar söylüyor.
Yorgunluktan ayakta duracak halimiz kalmayana kadar eğleniyoruz.
Ama hiç kimse gelip de, “Hey Türko. Yok Türkçe şarkı. Burası Yunanistan” falan demiyor. Aksine bazı Yunanlılar bize Uzo bile ısmarlıyor ve giderken masamıza gelip, “Sayenizde güzel bir akşam geçirdik. Çok teşekkürler” diyorlar.
*          *          *          *
Şimdi söyleyeceğimi söyleyeyim.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ın haberi vardır yoktur bilmiyorum ama, Belediye’nin kontrolünde olan düğün salonlarında, cafelerde ve diğer mekanlarında özel günlerde Kürtçe şarkı söylenmesi yasaklandı. Söylenmesi ve çalınması yasaklandı.
Sırada, Arapça’nın da yasaklanması mı var. Öyle ya  Arapça’da Mersin’de etkin bir ana dil.
Gelin biraz empati yapalım.
Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Gambia’da, Almanya’da, Arabistan’da, Rusya’da, Moğolistan’da,Çin’de dünyanın herhangi bir ülkesinde o ülkenin herhangi bir belediye başkanı, “Bundan böyle  salonlarımızda Türkçe şarkı çalışması, söylenmesi yasaktır” dese ne yapılırdı.
Hemen söyleyeyim,  haklı olarak,başta Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ve  MHP’liler olmak üzere  bu ülkede herkes ayağa kalkar ve bunun bir insanlık suçu olduğu söylenirdi. Yürüyüşler yapılar, protesto mitingleri düzenlenirdi.
Haklı olarak diyorum, çünkü  hiç kimsenin, hiç bir gücün, hiç bir anlayışın bir insanın ana dili ile eğlenmesini, düğün yapmasını, özel gün kutlamasını yasaklaması kabul edilemez bu çağdışı bir uygulamadır ve bence insanlık suçudur.
*          *          *          *
Yapmayın.
O zaman yarın Antakya’da Arapça, Rize’de Lazca, Sakarya’da Boşnak’ca, Kocaeli’nde Çerkez’ce, İzmir’de Rumca, Alanya’da Almanca, Fethiye’de İngilizce şarkı söylemeyi de yasaklayın.
Bütün renkleri siyaha boyayın.
Yapmayın, Mersin’in renklerini siyaha boyamaya hakkınız yok.
Olmadı ama.
Bu hiç olmadı.
Her cuma, hadisler, dualar göndererek cumamızı kutlayan ve bu sayede yaradanın sevgisini kazanmaya çalışan Kocamaz, yaratılanın diline de saygı göstererek sevgi kazanılacağını bilmelidir.
…Ve dünyanın her hangi bir ülkesinde ana dili Türkçe’ye karşı beklediği saygıyı, kendi yönettiği kent olan Mersin’de başka dillere de göstermelidir.
Çünkü Mersin barışı dünyada en çok hakeden, barışın en çok yakıştığı kenttir.
Ve bu kentte barışı sağlamak en önce de, Başkan Kocamaz’ın işidir.
Son söz:
Unutmayın ki, tarih boyunca yasaklanan türküler alkışlarla ve daha yüksek sesle yarınlara taşınmıştır.