Fotoğraf gezi de haykırıştır, 

fotoğraf dağlarda çınlayan isyandır, 

fotoğraf sınır boylarında ağlayan bir çocuğun gözyaşıdır, 

fotoğraf yavrusu bir kurşun ile toprağa düşmüş ananın yüreğindeki sızıdır,

fotoğraf göç yollarında ormancıdan,köy muhtarından dayak yiyen göçer çocuğudur, 

fotoğraf egemenlerin ezip yok etmeye çalıştığı bir grev çadırındaki işçidir. Fotoğraf bir dünyadır

 

BİR FOTOĞRAF ÇEKERSİN DÜNYA DEĞİŞİR

 

ABİDİN YAĞMUR

 

Tahir Özgür Adana ve Mersin’de senelerce gazetecilik, televizyonculuk yaptı, önemli başarılara imza attı. Gazetecilik mesleğinde ‘ununu elemiş, eleğini asmış’ denilecek kadar kıdem yaptıktan sonra, kendi tabiriyle ‘asıl işi, asıl mesleği’ olan fotoğrafa döndü, çok sevdiği bu sanata daha fazla zaman ayırdı. Kâh bir maden ocağında, kâh Toroslar’da bir Yörük kervanının peşinde, kâh Vietnam’da, kâh İran’da gezdi, fotoğraflar çekti, yaşam öykülerini anlattı, belgeledi. İnsanın yorgun halini de çekti, gülen halini de, ağlayan halini de. Kimi zaman bir çocuğun yaşlı gözleriyle ya da kolları yara bere içinde bir çocuğun mağrur duruşuyla sarstı izleyenleri, kimi zaman bir Yörük kızının güneş yanığı yüzünün arkasında uzanan tozlu şose görüntüsüyle. Kapkaranlık bir maden ocağındaki küçücük su birikintisine düşen cılız aydınlığı da yansıttı fotoğraflarına, maden ocağında eski bir gazetenin üzerinde yenilen yarım somunu, zeytini, üzümü de… İnsanları ve öykülerini anlattı fotoğraflarıyla. Çünkü bazen bir fotoğrafın, dünyayı değiştirebileceğine inanmıştı. Tahir Özgür, fotoğraf yolculuğunu ve fotoğraf felsefesini anlattı:

-Gazetecilik geçmişiniz hakkında bilgi verir misiniz?

Tahir Özgür: Kendimi bildim bileli gazeteciyim. Antakya’da taşra muhabirliği yaparak başladım bu işe. Belki de fotoğraf tutkumdan dolayıdır her zaman  gazeteci olma isteğim vardı. Oldum da… Hürriyet, Güneş, Günaydın Gazeteleri’nde  muhabirlik ve  çeşitli kademelerde yazı işleri yöneticiliği dahil bir çok alanda çalıştım. Ama hep yerel gazetecilik vardı aklımda. Yerel gazeteci halka daha yakın olan ve direk temas kurma işidir. Ne olursa olsun yerel gazeteler ve gazeteciler yaygın basın kadar çabuk kirlenmiyorlar. Burada hemen namuslu, tertemiz gazetecilik yapan arkadaşları ayırdığımı belirtmek isterim. Sonra ise yerel televizyonlar. Türkiye’de hemen hemen ilk yerel televizyonu kuranlardan birisiyim. O gün bugündür yerel tv ve yerel gazetelerde namuslu gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Ne kadar yapabiliyoruz takdir halkındır…

-Habercilik faaliyeti dışında fotoğraf çekmeye ne zaman başladınız? 

Tahir Özgür: Şunu düzeltmekte fayda var. Herkes benim önce gazeteci sonra fotoğrafçı olduğumu sanır. Ama öyle değil. Önce fotoğraf vardı hayatımda… Fotoğraf ortaokul yıllarımdan beri vardı. Hatta ve hatta ilkokul yıllarımdan beri. İlkokul yıllarımda fotoğraf makinalarını hayranlıkla izleyen, bakan, uzaktan uzağa fotoğraf makinasının büyüsünü yüreğinde hisseden birisiydim. Ortaokulda ise bir makaralı makinayı ilk elime alışım. O gün bugündür fotoğraf her zaman hayatımda var. Belirli dönemlerde iş yoğunluğundan fotoğrafa yeterince zaman ayıramasam da fotoğraf her zaman benim için kutsal bir olgudur.

-Neden fotoğraf çekiyorsunuz? Fotoğraf çekmek sizin için ne anlama geliyor?

Tahir Özgür:  Neden fotoğraf çekiyorum?  Bu soru bana çok sık sorulur. Ben de her seferinde aynı cevabı veririm, “Dünyayı değiştirmek için.” Kimin umurunda” derler. Ben de benim umurumda derim. Evet benim umurumda. Ben dünyayı değiştirmek için fotoğraf çekiyorum. Çektiğim fotoğraflar ile  bir  ağacın yaprağının düşmesini bile önleyebilirsem ne mutlu bana. İşte o zaman dünyayı değiştirmeye başlamışım demektir. Evet,  benim fotoğraf anlayışım, fotoğrafa bakış açım farklı. Aslında herkesin böyle olması gerektiğine inanıyorum. Fotoğraf boynunuza astığınız fotoğraf makinasının üzerindeki delikten bakıp da bir düğmeye basmak değildir. Fotoğraf bir şeyler anlatmaktır. Ünlü şair, düşünür, felsefe adamı Horatius MÖ 50’li yıllarda, “Resim kelimesiz şiirdir” demiş. O zamanlar fotoğraf yoktu ama fotoğraf bir sanat olduğuna göre bugün bu sözleri “Fotoğraf kelimesiz şiirdir” diye söyleyebiliriz. İşte fotoğraf tam da böyle bir şey. Fotoğraf anlatmaktır şiir yazmaktır, roman yazmaktır, yüksek sesle ve etkili biçimde bir şeyleri haykırmaktır. Fotoğraf gezi de haykırıştır, fotoğraf dağlarda çınlayan isyandır, fotoğraf sınır boylarında ağlayan bir çocuğun gözyaşıdır, fotoğraf yavrusu bir kurşun ile toprağa düşmüş ananın yüreğindeki sızıdır, fotoğraf göç yollarında ormancıdan, köy muhtarından dayak yiyen göçer çocuğudur, fotoğraf egemenlerin ezip  yok etmeye çalıştığı bir grev çadırındaki işçidir. Fotoğraf bir dünyadır… Fotoğraf çekerek insanların yaşamlarına dokunuyorum, onların yaşam şartlarını gözler önüne seriyorum, zorluklarını, ağıtlarını, sevinçlerini anlatmaya çalışıyorum. Yeni yeni insanlar tanıyorum, yeni dünyalar ediniyorum, fotoğraf çekerek biriktirdiğim dünyanın içerisinde yepyeni dünyaları kuruyorum kendime. Daha ne olsun.

-Yörüklerin göç yollarından madenlere, toplumsal eylemlerden doğal ortamlara kadar birçok yerde fotoğraf çektiniz. Sizi en çok etkileyen hangi çalışma alanı oldu? 

Tahir Özgür: Ben fotoğrafı proje olarak çekiyorum. Her fotoğraf karemde bir şeyler anlatmak gibi bir derdim var. Dedim ya fotoğraf bir makinanın deliğinden bakılıp da düğmesine basılarak elde edilen bir şey değildir. Bu nedenle dünyanın güzelleşmesi ve daha yaşanır bir yer haline gelmesi için sorumluluk duyusu içerisinde beynimiz ile fotoğraf çekmeliyiz. Bende buna çalışıyorum. Bütün projelerim benim için önemlidir. Ama Sarıkeçili Göçerlerin hayatlarını anlatmaya çalıştığım  Sarıkeçililer Yarınsızlığa Göç benim için çok özel bir yerdedir. Sarıkeçililer’in fotoğraflarını çektim yıllarca. Sonra bunları National Geographic  Fotoğraf Yarışması’na gönderdim. Orada  ödül kazandım. İşte tam da burada fotoğrafın gücü ortaya çıktı.  Benim ile NTV’de röportaj yaptılar. O röportajda dedim ki, “ Çok çok mutluyum. Ödül aldığım için mutluyum, ama daha büyük mutluluğum Sarıkeçili göçerler adınadır. Sarıkeçili göçerler artık göç yollarında işkence çekmeyecek, ormancılar onları dövmeyecek, köy muhtarları onlardan rüşvet alamayacak, çadır kurmak için köylerde  birilerine yalvarmak zorunda kalmayacaklar. Bu ödül ile bütün gözler Sarıkeçililere çevrilecek ve onlar daha rahat bir yaşam sürecekler.” Sahiden de öyle oldu. O ödülden sonra Sarıkeçililer ile bir çok kişi röportajlar yaptı, birçok kişi gelip burada onların yaşamlarını belgeselleştirdiler, film yaptılar ve Sarıkeçililer önemli bir kültür mirası olarak anılmaya başladı. Bu nedenle Sarıkeçililer projem benim için özeldir.

-Fotoğrafçıların çok sevdiği, bu benim için çok önemli dediği bir ya da birkaç eseri oluyor mu yoksa hepsi aynı mı sizin için.

Tahir Özgür: Fotoğrafçılar bütün eserlerini severler. Eğer bir düşüncenin ürünüyse çok çok önemlidir. Ama tabi ki çok çok özel olanları vardır.  Benim için de var tabi ki, dünyanın birçok yerinde beni gururlandıran ve bana ödüller kazandıran Karadeniz’in dağ köylerinde çektiğim Yaralı Çocuk fotoğrafım özeldir. Maden ocaklarında çektiğim ve dünyanın bazı müzelerine kabul edilen Ruhr Müzesi’nde yer alan madenci fotoğraflarım da özeldir. Duygu yoğunluğu yaşadığım fotoğraflarım da var.

-Birçok ülkeyi gezip fotoğraf çektiniz. Sizi en çok etkileyen ülke hangisi oldu.

Tahir Özgür: Dünyanın bir çok ülkesini gezdim. Ve gezmeye çalışıyorum. Ama Vietnam nedense beni benden alıyor. Orada kendimi bir başka hissediyorum. Kuzey Vietnam’da beni kendine çeken bir hava var. Fotoğraf açısından çok zengin, ama bunun ötesinde sokaklarındaki insanların birbirlerine saygıları, milyonlarca insanın bir tanesinin yüksek sesle bile konuşmaması, sabah erkenden bütün sokaklarda insanların spor yapması, herkesin yüzünün gülmesi apayrı bir şey. Sanırım beni Vietnam’a çeken nedenlerin başında ise o direniş ruhu geliyor. Vietnam’ı seviyorum. Hem de çok… Hatta ve hatta bazı dönemler, “Gidip Vietnam’a yerleşeyim” diye düşünmüyorum değil. Ama gidip oraya yerleşecek kadar param yok… Bir parantez de İran’a açmam gerek. İran’da insan kendini başka bir dünyada gibi hissediyor. Bakmayın siz İran için anlatılanlara İran’a herkes gitmeli ve görmeli. Her şehri bir başka güzel, her köyü bir başka dünya. İran’da benim ruhumu teslim alan ülkelerden birisi.

-Rota fotoğraf evinin çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Tahir Özgür: Rota Fotoğraf Evi aslında bir yoldaşlık yeri. Fotoğraf çekmek artık o kadar basit bir şeymiş gibi sunuluyor ki. İnsanlar gezerken fotoğraf çekiyorlar. İşte biz de Rota Fotoğraf Evi’ni hayata geçirdik. Rota Fotoğraf Evi gezerken fotoğraf çekenlerin değil, fotoğraf çekmek için gezenlerin yeri haline geldi. Yurtiçinde, yurtdışında yerler tespit ediyoruz, fotoğrafik yerleri ince araştırmalar sonucunda tespit ediyor ve sevdiğimiz dostlarımız ile birlikte oralara giderek fotoğraf çekiyoruz.

Şunu özelikle belirtmek isterim Rota Fotoğraf Evi bir dernek değil, herhangi ticari amaç ile kurulmuş bir yer de değil. Bizim derneğimiz var. Mersin Fotoğraf Derneği.  MFD çatısı altında  çalışmalarımızı sunuyor orada nefes alıyoruz. Rota Fotoğraf Evi sadece ve  sadece dostlarımız ile birlikte kaliteli, öyküsü olan fotoğraflar üretmek için birlikte yoldaşlık etiğimiz bir yer.

-Bir öğretici olarak yanıtlamanız istenirse, sizce insanlar neden fotoğraf çekmek istiyor, ne çekmek istiyor?

Tahir Özgür: Ne yazık ki bu soruya çok çok acı bir cevap vermek zorundayım. İnsanlar sadece ve sadece facebook’a yüklemek için fotoğraf çekmek istiyorlar. Hatta ve hatta gezilerde bile görüyorum. Harika fotoğraflar çekilecek zamanlarda insanlar sadece ve sadce selfie yapıyor ve hava atmak için Facebook’a, İnstagram’a, Twitter’e fotoğraf yüklüyorlar. Buna karşı değilim, ama fotoğraf bu kadar ucuz bir şey değil. Unutmayın amaçsız çektiğiniz her fotoğraf, benim yaşam biçimi olarak gördüğüm fotoğrafın kafasına sıktığınız bir kurşundur. Fotoğraf bu kadar basit bir olgu değildir.  En acısı da ne biliyor musunuz böyle fotoğraf çeken insanların Facebook’da ki sayfalarına bakın kendilerine, “Fotoğraf Sanatçısı” diyorlar.

 

http://mersinyasam.net/HaberDetay.aspx?id